İLİMİZ
Untitled Document

 

MUŞ TÜRKÜSÜNÜN HİKÂYESİ

 

             Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk her  söylenişinde göz yaşlarını tutamayarak “Anadolu çocuklarının ne işleri vardı  yemen çöllerinde? Oraya gönderildiklerinde belki yeni evliydiler. Geride genç  eşlerini, kundakta yavrularını bırakmışlardı. İçlerinden birinin şansı yaver  gider de geri dönebilseler kendisi ve eşi yaşlanmış, çocuğu kız ise gelinlik  çağa gelmiş, erkekse koskoca delikanlı olmuş bulurdu. Bütün bunlar niçindi?  Yazık günah değilmiydi evlatlarımıza?”Dediği  Muş Türküsü hakkında herhangi bir araştırma ve inceleme  yapılmadan türküde geçen “burası muş’tur.” Kısmının “burası huş’tur.” Diye  değiştirilerek “Yemen Türküsü” adıyla Yemen’e mal edilmesi ile kamuoyu yanlış  bilgilendirilmektedir. Oysaki kamu yayıncılığının temsilcisi ve devletimizin en  saygın kuruluşlarından olan TRT arşivleri incelendiğinde;

Kaynak kişi                   : Duriye KESKİN (mahalli sanatçı) 

Derleyen                       : Muzaffer SARISÖZEN 

Notaya alan                  :  Muzaffer SARISÖZEN  

TRT repertuar no           : 341

             Bilgileri yer almaktadır. Muş ve çevresinde ilki 1944 yılında Türk halk  müziğinin babası ve TRT yurttan sesler programının yapımcısı rahmetli üstat Muzaffer  SARISÖZEN başkanlığında bedii yönetken ve teknisyen Rıza YETİŞKEN’ den kurulu  ekipçe, ikincisi ise 1961 yılında Mustafa GECEYATMAZ, Fikret OTYAM ve teknisyen  Mücahit KÜÇÜKBARAN’ dan oluşan ekiplerce resmi derleme çalışmaları yapılmıştır.  Yapılan bu derlemeler sonucu bu türkü ilimize ait olarak TRT repertuarına  girmiştir. Ayrıca; Ankara Üniversitesi (TÖMER) dil dergisinde, aslen Muş’ lu  olan Mülkiye Müfettişi Sayın Nuri YAMAN’ın araştırmalarına istinaden bu  türkünün öyküsü ve bilinmeyen kısımları yayınlanmıştır.

 

Yemen’e Gidene Ağlıyor Kızlar

Acılı, elemli ve yaslı  bir türkünün öyküsüdür bu.

            Tarihi bilinmez.  Aslında bilinir de herkes kendine göre değişik bir tarih söyler. Ama biz olayın  gerçek yüzünü olayı yaşayan ve anlatanların diliyle türküye dönüştürüldüğü  biçimiyle anlatalım. Anlatanlara göre o tarihte Osmanlı Yemen çöllerinde zorlu  bir savaşa tutulmuştur. Divanlar kurulur, savaş ve şartları haftalar boyu  tartışılır durulur. Sonunda çözümün Yemen ellerine vilayetlerden birinde  oluşturulacak bir alayla gidilmesinin mümkün olduğuna karar verilir.

            Düşünülür ki; bir tek  vilayetten birlik oluşunca bunlar hep akraba ve hısım olacakları için  birbirlerine bağlılığı ve dayanışmaları ile savaş alanından kaçmaları söz  konusu olmaz.

            Haberler  salınır. Osmanlının dört bir yanından uzun beklemelere karşın istekli çıkmaz bu  oluşuma. Aslında istek olmasına olur da Osmanlının istediği gibi olmaz. Değişik  vilayetlerden çıkan bu gönüllü sayısı da yeterli olmaz.

            Bu sırada  Muş’tan Bulanık, Malazgirt ve Varto’dan bir ses yükselir Osmanlıya; “hepimiz  varız, gönüllüyüz yemen çöllerine gitmeye”

            Osmanlıya  haber iletilir. Yetkililer bakar sayı yeterli, karar verilir ve Yemen çöllerine  Muş’tan oluşturulan bir redif alayı gönderilir. Yemen’e gidilmesine gidilir ama  hiçbiri de geri dönmez. İşte bu türkü gidip de gelemeyen o isimsiz  kahramanlardan Muş’ta kalan sevgilisinin sesi, özlemi, elemi ve de acısıdır.

Havada bulut yok bu ne  dumandır

Mehlede ölüm yok bu ne  şivandır

Bu yemen elleri ne de  yamandır

Ano Yemen’dir gülü  çemendir

Giden gelmiyor acep  nedendir  

Burası muş’tur yolu  yokuştur

Giden gelmiyor acep ne  iştir(Nakarat)

Mongok’ un suları ovaya  akar 

Ağam asker olmuş  yüreğim yakar

Gözlerim kan çanak  ağama bakar

(Nakarat)

Gider isem ağam sana  köleyim

Cemalin bir gülsün ben  de geleyim

Yemen çöllerinde senle  öleyim

(Nakarat)

Şafağın atmış da  terkisin bağlar

Yavuklun oturmuş için  kan ağlar

Hasretin dayanmaz bostanlar  bağlar

(Nakarat)

Saçımın telini edem  hedayet 

Günahım yoğtur ki dilem  nedamet

Muş’tan başka yoğ mu  burda velayet

(Nakarat)

Kışlanın önünde çalınır  sazlar 

Gözlerim ağlıyor  yüreğim sızlar

Yemen’e gidene ağlıyor  kızlar

(Nakarat)

Tez gel ağam tez gel  eglenmiyesin

İngiliz hayındır  güvenmiyesin 

Arap dilber çoktur  evlenmiyesin

(Nakarat)

Karasu uzanır sıra  söğütler 

Yüzbaşım oturmuş asker  öğütler 

Yemen’e gidiyor baba  yiğitler

(Nakarat)

Kışlanın önünde redif  sesi var

Açın cantasına bakın  nesi var

Bir çift potin ile bir  de fesi var

(Nakarat)

Tüfekler çatıldı kaşlar  çatıldı

Ağam mavzer-ilen öge  atıldı

Alkanlar içinde kuma  yatıldı

(Nakarat)

Tez gel ağam tez gel  dayanamirem

Uygu geflet basmış  uyanamirem

Ağam öldüğüne  inanamirem

(Nakarat)

            Yemen türküsünün  bilinmeyen bölümleri aslen Muş’lu olan Mülkiye Müfettişi Nuri YAMAN tarafından  derlenmiştir.

            Muş  türküsü’ nün sözlerini daha iyi analiz edebilmek için kısaca Muş’un kültür  tarihini incelediğimizde; Muş’umuzun kültür tarihi Urartu’larla başlar.  Anadolu’nun Türkleşmesi sürecini başlatan Malazgirt savaşından sonra Türk-İslam  kültürü yayılmaya başlamış ve zaman içinde tek kültür durumuna gelmiştir. Milli  kültürün ayrılmaz bir parçası olan muş folkloru, yöre insanının iç dünyasını,  yaşantısını, geleneklerini geçmişten günümüze, günümüzden de geleceğe taşır.

            Muş ve  çevresinin ezgilerinde Doğu Anadolu Bölgesi halk müziğinin özellikleri görülür.  Söylenen türkülerde yöre insanının yaşam biçimi, acıları, sevgileri, tabiatla  olan bağları, işgal yıllarının çilesi ve yurt sevgisi dile gelir.

            Muş  ilinden Yemen’e çok sayıda genç “ölürsek şehit kalırsak, gazi oluruz” diyerek  askere gitmiştir. Yemen’in öldürücü sıcağı ve düşmanı ezici çoğunluğu nedeni  ile gidenlerin hemen hepsi geri dönmemiş şehit düşmüştür. Türkümüz geride kalan  asker yakınları ve yavuklularınca söylenmiştir. Hüseyni makamında olup 5/8 lik  bir türküdür. Türkümüzün sözlerine bakıldığında yöre insanımızın geleneklerini,  yaşam biçimini ve acılarını yansıttığı görülmektedir.

            Yemen’e  giden redif alayından hemen, hemen hiç kimse geri dönmemiştir. Bu kara haberin Muş’a  ulaşmasıyla (halk arasında şivan denen)  ağıtlar yakılarak feryatlar yükselir. Muş geleneklerinde komşularca cenazesi  olan evlere başsağlığına gelenlere ve cenaze evinin halkına yemek gönderilir. O  zamanlar teknik gelişmediğinden, yemekler fırınlarda değil kazanlarda, odundan  ateş yakılarak pişirilirdi. Cenaze evi birden çok olduğundan, şehrin birçok  yerinde cenaze evlerine yemek göndermek amacıyla büyük ocaklar kurulmuş,  odunlar ocağa sürülmüştür. Bu ocaklardan çıkan yoğun duman gökyüzüne doğru  yükselir. Nişanlısı redif alayı ile birlikte Yemen’e giden ve bu kara haberi  henüz duymamış olan genç kız pırıl pırıl bir ağustos günü bu ağlamaları ve bu  dumanı görünce;

Havada bulut yok bu ne  dumandır

Mahlede ölüm yok bu ne  şivandır

Bu  yemen elleri ne de yamandır           

            Demiştir.  Gerçekten de mehlede ölü yoktur cenazeler Yemen’dedir. Bulutsuz ağustos gününde  ki duman ise cenaze evleri için yemek yapmak üzere yakılan ocakların dumanıdır.

Ano Yemen’dir gülü  çemendir

Giden gelmiyor acep  nedendir             

Burası muş’tur, yolu  yokuştur

Giden  gelmiyor acep ne iştir

            Çemen; Yemen’de  yetişen bir bitkidir. Askerlerimiz Yemen’e gitmiş ve bir daha geri dönmemiştir.  Muş ili Türkiye’nin üçüncü büyük ovasına sahiptir. Birçok kişi Muş ovası ile  türküdeki yokuş yol ikilemine düşmektedir. Oysaki Muş ili yerleşim itibariyle  savunması daha kolay en eski yerleşim yeri olan bugünkü kale mahallesi ve  minare mahallelerinin olduğu bölüme konuşlanmış ova ise tamamen tarıma  bırakılmıştır. Bugün halen kale mahallesi eski yerleşim kalıntılarını taşımakta  ve yüksek bir yerde ovaya hâkim bir alandadır. Eski muş’un yolu halen yokuştur.  “giden gelmiyor acep ne iştir” sözü muş’a giden dönmüyor diye anlaşılmaktadır.  Oysa türkünün sözleri dikkatli incelendiğinde muş’tan Yemen’e gidenler şehit  olup dönmediklerinden “giden gelmiyor acep ne iştir “ sözü onlar için  söylenmiştir.

            Eski yerleşim yeri  itibariyle muş ilinde askeri kışla kale mahallesinin eteklerinde bugünkü il  jandarma komutanlığı dinlenme tesislerinin bulunduğu yerdedir. Nişanlısının  ölüm haberiyle yüreği yanan genç kız kale mahallesinden yokuşun altındaki  kışlaya bakarak:

Kışlanın önünde redif sesi var

Açın çantasını bakın nesi var

Bir çift potin ile bir de fesi var

            Mülkiye Müfettişi  Sayın Nuri YAMAN’ın araştırmaları ile derlemesi yapılan türkünün diğer  mısralarında ismi geçen yerlere gelince

Mongok: yeni adı Soğucak’tır.  Merkeze 2 km  Mesafede soğuk suyu ile meşhur köyümüzdür.

Karasu:  68 km Uzunluğunda komşu Bitlis  ili Güroymak ilçesinden doğan ve muş’a güneyden girerek bilahare kurt  istasyonunda murat nehri ile birleşen bir nehirdir.

Kışlanın önünde çalınır  sazlar 

Gözlerim ağlıyor  yüreğim sızlar

Yemen’e gidene ağlıyor  kızlar

            Mısralarından  da anlaşılacağı gibi bu türkü Muş’tan Yemen’e giden askerlerimiz için  söylenmiştir.

 

Besim Kemal Akalın’ın Muş Türküsü Hakkındaki Araştırması

Yolu yokuş mu?

             "Havada Bulut  Yok" adlı türkü, Yemen'de Zeydi Ailesinin Osmanlıya karşı başlattığı  isyanları bastırmak için, 1900–1905 (Bu tarihler merhum Şerif ARSLAN 'in  ifadeleridir Şerif ARSLAN 1903 yılında doğmuş, birçok tarihi olayı yaşamış Muş'un ileri gelenlerinden, babası şehit  olmuş yöremizin, saygın bir kişisiydi.) Yılları arasında Muş'ta oluşturularak Yemen'e gönderilen, 25. Redif Alayına  bağlı askerlerin geri dönmemeleri üzerine Muş'taki yakınlarının yaktığı ağıt olarak ortaya çıkmıştır. Türküdeki Muş  sözcüğünün 'Huş olması gerektiği, Huş' un ise Yemen'de bir yöre olduğu öne sürülerek yanlış yorumlar yapılmaktadır.  Yemen'de Huş diye adlandırılan bir yöre olabilir. Hatta 25.Redif Alayı burada savaşmış ta olabilir. Tüm bunlar doğru  olabilir ama türküde adı geçen yöre kesinlikle Muş 'tur.

            Muş 'un Huş olduğunu iddia  edenler, genellikle Muş 'un ova olduğunu, bundan dolayı yolunun yokuş olamayacağını öne sürerek iddialarını kanıtlamaya  çalışmaktadırlar. Oysaki tarihsel ve sosyolojik açıdan araştırıldığında Muş ilimizin o yıllar da yerleşim  merkezi Kale mahallesidir. Diğer yerleşim birimleri ise Kalenin eteklerin de kurulmuş olan, Murat paşa, Minare ve Dere mahalleleridir.  Kale ve Dere mahallesindeki yerleşim birimlerine ulaşmak için yokuş, patika yollardan gidilmekteydi. Hatta o yıllarda bütün  şehir halkının gittiği "Millet Bahçesi "denilen Belediye Çay Bahçesi de Dere Mahallesindeydi. 1940  yılına kadar ovada köyler dışında yerleşim birimi yoktu. İlk olarak 1940 yılarının ortalarında bugün Anadolu Lisesi  olarak hizmet veren eski Vilayet Konağı, dönemin Muş Valisi Tevfık Sırrı GÜR  tarafından yaptırılmış, ondan sonra ovaya doğru şehir yerleşimi başlamıştır.  Bugün Muş ovasının deniz seviyesinden yüksekliği, 1350 metre iken Kale  mahallesinin 1530 m.  dir. Tüm bunları bilmeden, araştırmadan Muş 'un yolunun yokuş olmadığını, öne sürmek, gerçekle bağdaşmamaktadır.

            Havada Bulut Yok  adlı türkü 1944 yılında Rahmetli Muzaffer SARISÖZEN tarafından Düriye KESKİN'  den derlenmiş, 341 numara ile TRT  repertuarına girmiştir. 1970’li yılların sonunda kaybettiğimiz Düriye KESKİN  ile konuşmuş ve kendisine şöyle  sormuştum:

           Daza  (Düriye KESKİN'e teyze anlamına gelen Daza diye hitap edilirdi) bu türküyü sen  söylerken" Burası Muş'tur havası  hoştur" diye söylüyorsun. Oysaki TRT de" yolu yokuştur" olarak  okunmaktadır. Düriye Teyze;

            Ben Muş'un havasını, özelliklede şafak vaktinin güzelliğini hiçbir şeye  değişmem Rahmetli Muzaffer SARISÖZEN  ile şimdiki Kale parkının olduğu yere çıktığımızda, SARISÖZEN, "Düriye  bacı, bu yokuşu tırmanıncaya kadar dizlerimin  bağı çözüldü" diye serzenişte bulunmuştu. Bu türküyü banda alırken  Rahmetli Fikri İBİŞ' in de ısrarıyla  Havası hoştur diye değil de aslı gibi 'yolu yokuştur' diye okumuştum O yüzden  Radyoda havası hoştur diye okunmamaktadır." 

            Bunu, kendisiyle  Muratpaşa Mahallesindeki evimizin bahçesinde çay içerken konuştuğumuzu dün gibi  hatırlıyorum.

            Bu türkü ile ilgili olarak emekli Mülkiye müfettişi  Nuri YAMAN araştırma yapmış, türkünün bilinen sözleri dışında diğer sözlerini de derlemiş " Dil Dergisi  adlı derginin Mayıs 1995 sayısında yayınlamıştır.” 

            Emekli Kurmay Albay Oğuz KALELÎOĞLU, 15 Mart  2000 tarihli Hürriyet Gazetesinde Hicaz Demiryolu ile ilgili verdiği  bilgilerde, bu türkünün Yemen' deki Huş ile ilgilinin olmadığını, o dönemde  Muş' ta Askerlik Şubesi Başkanı olan Redif Yüzbaşı  Selahattin Ete m Bey 'in hatıralarına dayanarak şöyle anlatır. 


            "Yüzbaşı Selahattin Etem Bey, müzisyen  bir İstanbul beyefendisi ve Redif Yüzbaşı Askerlik Şube Başkanı olarak Muş'a asker toplamaya geliyor. Muş'ta kadınların  ağıt yaktığını görüyor. Muş'ta ilk görülen şey rampalı bir yol ve üstünde  dumandır. Yüzbaşı Selahattin Bey bakıyor ve 'Havada bulut yok bu ne dumandır'  diyor. Asker kaydedecekler ama ortada  pek erkek yok, hep kadınlar varı ve ağıt yakıyorlar. Yüzbaşı 'Ne oldu cenazeniz  mi var? Diye soruyor. Kadınlar  'Yok Kumandan beyim. Bizim erlerimiz askere gitti. Bir daha gelmedi. Hiçbir  haber, mektup da yok' diyorlar.  Nereye gittiklerini soruyor Yüzbaşı. 'Yemen' diyorlar. 'Yemen neresi?' diye  soruyor yüzbaşı. Kadınlar Yemen'i bilmiyorlar.  (Osmanlı ordusunun bir geleneği vardır. Bugün Mehmetçik de bunu hala yapar.  Asker bulunduğu yerden bir çiçek koyar  mektubuna karısına gönderir. Kansı da saçından ya da kurdelesinden keserek  mektubun içine koyar. Bu bir  haberleşmedir. Orada çiçek bulamayan asker yerine çimen gönderir.) Yemen'in  neresi olduğunu bilmeyen kadınlar,  Yüzbaşıya 'Ano Yemendir gülü çemendir' diye anlatıyorlar erkeklerinin gittiği  yeri.

              Bu türküde  büyük yanlışlıklar yapıldı sonra, Muş'u Huş yaptılar. Bu doğru değil. Bu türkü  25. Redif' Alayı'nın eşlerinin yak tığı bir  türküdür. Yüzbaşı Selahattin Muş'ta duyduklarını hemen bir kenara not eder. Bu  bir tarihtir." 

              Rahmetli Şerif ARSLAN, bu türkü  ile ilgili bana şu açıklamalarda bulunmuştu. 

-"1903  doğumluyum Ben doğmadan önce, Abdulaziz ve Şerif adında babamın iki amcası  Redif Alayında asker olarak Yemen'e gitmişler. Kendilerinden bir daha haber alınamadı.  Geri dönmediler.           O dönemde  Yemen'e gidenlerden  bir tek Eybenin Niyazi 'si olarak anılan kişi, bir yolunu bulup dönmüş.  Amcalarımın ikisinin de Yemen 'de şehit düştüklerini babama söylemiş. Ben doğunca  Şehit olan amcalarımdan Şerif 'in ismini bana vermişler Abdulaziz 'in ismini de  diğer amcam oğluna koydular. Babam Mustafa Çavuş ise 1.Dünya Savaşında Erzurum  Taşköprü de şehit oldu. Havada Bulut Yok türküsünü rahmetli babamdan hep  dinlemiştim.".

              Havada Bulut Yok türküsü üzerinde birçok görüş ortaya atılıyor. Örneğin  Kültür Bakanlığı sanatçısı olan Elazığlı Salih  Turhan Kültür Bakanlığınca basılan 'Anadolu Halk Türküleri ve Ezgileri' adlı  kitabında, Bu türkünün Elazığ'a ait olduğunu iddia etmektedir. Kimileri  de türkü' de adı geçen Muş 'un Simuş olduğunu, simuş denilen yerin yemen de bir  yer adı olduğunu öne sürmektedirler.

               Görüldüğü  gibi bu türkü üzerinde araştıran, araştırmayan herkes, bir görüş ortaya  atmaktadır. Dür iye KESKİN, Muş türkülerinin birçoğunu TRT ye veren, okuma  yazması olmayan, bir kişiydi. O zaman bu türküyü, nereden ve nasıl çaldı? Huş'u nasıl Muş yaptı? Muzaffer SARISÖZEN  gibi Türk Halk Müziği'nin duayeni olan bir insan Türkiye yi adım-adım gezip derleme yaparken, bu yanlışlığı nasıl  fark etmedi? Bu tür yorumları yapanlar, nedense bunları görmezlikten  gelmektedirler. O dönemde Muş halkının çektiği acıların ve yoklukların,  vatanını savunmak için yaptıklarının, farkında değiller. Muş halkı sadece Yemen  isyanlarında değil,1.Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı'nda da vatan işgalinin  verdiği acıyı yüreğinde hissederek aşağıdaki türküyü yakmıştır. (Bu türkü TRT  sanatçısı Azize GÜRSES tarafından TRT ye verilmiştir.)

Muş 'ıın etrafında atlı gezerim 

Elbisem kirlenmiş paslı gezerim 

Vatan elden gitmiş yaslı gezerim 

Ağla anam ağla hicran yaraşır

Sahipsiz vatana düşman yaraşır

Muş' un etrafında dağdır 

Meşedir İçinde oturan bey dir paşa 'dır 

Veysi emir verdi Muş' u boşaltın 

Ağla anam ağla gör neler oldu 

Vatanı terkeden kayınlar oldu

Muş' un etrafında bahçeler bağlar 

Havası serindir suları çağlar 

Yuvadan ayrılan garipler ağlar 

Ağla anam ağla, hicran yaraşır 

Sahipsiz vatana düşman yaraşır

           Havada Bulut yok türküsünün Nuri YAMAN tarafından  derlenmiş bu güne kadar söylenmemiş sözleri de aşağıda yazılmıştır

Mongogun suları ovaya akar 

Ağam asker olmuş  yüreğim yakar

Gözlerim kan çanak  ağama bakar

Ano yemendir... (Nakarat)

Gider isem ağam sana köleyim 

Cemalin bir gülsün ben de geleyim 

Yemen çöllerin de senle öleyim 

Ano yemendir... (Nakarat)

Şafağın atmış da terkisin bağlar 

Yavuklun oturmuş için kan  ağlar

Hasretin dayanmaz bostanlar bağlar

Ano Ye mendir....

Saçımın telini adem hedayet 

Günahım yoktur ki dilem nedamet

Muş' tan başka yoğmu bıırda velayet

Ano Yemendir......

 

Tez  gel ağam tez gel, eğlenmeyesin 

İngiliz  hayındır güvenmeyesin 

Arap  dilber çoktur evlenmeyesin 

Ano Yemendir......

Karasu  uzanır sıra söğütler 

Yüzbaşım oturmuş asker öğütler

Yemen' e gidiyor babayiğitler

Ano Yemendir......

Tüfekler  çatıldı kaşlar çatıldı 

Ağam  mavzer-ilen öte atıldı

AI kanlar içinde  kuma yatıldı

Ano Yemendir.....

Kışlanın  önünde çalınır sazlar

Gözlerim ağrıyor yüreğim  sızlar 

Yemen 'e gidene  ağlıyor kızlar

Ano Yemendir...

           Memleketimin  kültür hayatına katkıları bulunan bugün, hayatta olmayan,Dürüye Keskin, Fikri  İBİŞ, Bayram COŞKUN .Abdurrahman  BİNGÖL Zübeyir BALKAYA, Kadri KARS. Saylan KIRAY. Hulusi KAYMAZ gibi değerleri saygı ve rahmetle anıyor, hayatta olup kültür  yaşamımıza katkılarını sürdüren, Halit BİNGÖL, Lokman ARSLAN, Mehmet CİĞER, Hakim MUTLU gibi, adlarını  hatırlayamadığım diğer değerlere saygılarımı sunuyorum

 

Murat Güven’in Muş Türküsü Hakkındaki  Araştırması

            Yıllardır büyük bir  zevkle dinlediğimiz “Havada Bulut Yok” Türküsü üzerinde çok uzun bir zamandır  çirkin bir oyun oynanıyor... Oyun diyorum çünkü Türkünün güftesinde geçen “Muş”  kelimesinin birkaç uyanık tarafından “Huş”’a çevrilmeye çalışılmasına başka  söyleyecek bir kelime bulamıyorum.

            Bu oyun çirkin bir oyun;  çünkü iddia sahipleri ilmî, mantıkî, edebî hiçbir delil ya da belge veyahut  bilgi koymadan bir iki tane bilinçsiz sözün arkasına saklanarak bir Türkü ile  ilgili gerçekleri değiştirmeye çalışıyorlar. Onların bu iddialarını ve neden  yanlış olduğunu aşağıda ilmî metotlar kullanarak açıklayacağım. Ancak, önce bu  oyunun neden oynanmaya çalıştığını tahlil etmeye çalışalım;

1- Soru: Muş’un  Huş’la değişimini kim neden istiyor?

              Cevap: Türküyü başka bir ile ya da bölgeye bağlamak isteyip de Türkünün  içinde “Muş” kelimesi geçtiği için bunu bir türlü başaramayanlar.

2- Soru: Muş’un  Huş’la değişimin tarihî veya edebî bir değeri var mıdır?

              Cevap: Kesinle hayır. Çünkü diğer bütün Türküler gibi anonim bir eser  olan “Havada Bulut Yok” türküsü sadece Türk milletinin değil tüm Türk  dünyasının ortak malıdır.

3- Soru: Bu işten  zarara uğrayan var mı?

              Cevap: Evet. Öncelikle bu Türküyle ismini duyurabilen zavallı fakir  Muş’un bu lüksü elinden alınmaya çalışılmış ve Türkü ile özdeşleşen Muş bundan  zarar görmüştür.

4- Soru: Türküde  geçen Muş kelimesinin gerçeği Huş mudur?

              Cevap: Kesinlikle hayır. Şimdi size bunu ispat edelim:

 

İNCELEME

Derleme Nedir: 

              Derleme kelimesi özellikle sözlü edebi metinlerin yazıya geçirilmesi  işlemi için kullanılır. Belli bir ilmî metot ve disiplin içinde yapılır. 

              Destan, efsane, masal,  mani, bilmece, ninni, türkü gibi ürünler bilinmeyen bir zamanda ve bilinmeyen  bir kişi tarafından söylenir. Daha sonra ağızdan ağıza yayılarak söylenir ve bu  arada kısmen değişir. Ağızdan ağıza söylenişin devam ettiği bu sürecin bir  noktasında eser bir derleyici tarafından tespit edilir ve kaydedilir. Eserin  yazıya geçirildiği bu ilk metin eserin orijinal metni kabul edilir. Bazen  eserler farklı derleyiciler tarafından, farklı bölgelerde değişik metinler  halinde tespit edilebilir. Her metin ayrı ayrı değerlendirilir ve eser üzerinde  yapılan çalışmalar tüm bu metinler incelenerek yapılır. Aralarındaki dil ve  anlatım farklılıkları genelde eserin tespit edildiği yer, zaman ve esere kaynak  olan kişinin sosyal ve kültürel yapısına bağlıdır.

Derleme nasıl yapılır: 
              
              Derleme yapılacak bölgede öncelikle güvenilir kaynak kişi tespit edilir.  Bu genellikle işin en önemli kısmıdır. Çünkü kaynak kişinin kültürel anlamda  yozlaşmamış, dejenere olmamış ve yörenin söyleyiş özelliklerine sahip biri  olmasına dikkat edilir. Bu yüzden kaynak kişi olarak genellikle yaşlı kadınlar  tercih edilir. Çünkü onlar yabancı kültürlerle erkeklere oranla daha az ilişki  içerisindedirler.

              Kaynak kişi tespitinden sonra eldeki imkânlar ölçüsünde en iyi şartlar  altıda kayıt yapabilmek için gerekli malzeme temin edilir.

              Kaynak kişinin anlatımı için uygun ortam yaratılarak, kesinlikle hiçbir  müdahale yapılmadan anlatması ya da okuması sağlanır. Sonra da imkânı varsa  kayıt kaynak kişiye dinletilir. Materyalin ne için ve nasıl kullanılacağı açık  bir şekilde anlatılıp onayı alındıktan sonra kaynak kişinin adı kullanılarak  herhangi bir eserde kullanılabilir. 

“Havada Bulut Yok” Türküsü Nasıl  Derlendi: 

             Öncelikle  şunu söylemeliyim ki bu Türkü yukarıda anlattığım ilmî ölçülere tamamen sadık  kalınarak derlenmiştir.

              İlki 1944 yılında Muzaffer SARISÖZEN  başkanlığında Bedii Yönetken ve teknisyen Rıza YETİŞKEN’den kurulu bir ekip  tarafından Muş’ta yapılan derleme çalışmasında yörede düğünlerde def çalan ve  düğünü yöneten Duriye KESKİN İsimli bir kadın kaynak kişi olarak dinlenmiş,  Türkü bir plâğa kaydedildikten sonra kendisine dinletilmiş ve onayı alındıktan  sonra türkünün notası çıkarılmış ve TRT repertuarına 341 numarayla  alınmıştır.Alınan metin şudur:

Havada bulut yok bu ne dumandır

Mehlede ölüm yok bu ne şivandır

Bu yemen elleri ne de yamandır

Ano Yemen’dir gülü çemendir

Giden gelmiyor acep nedendir?

Burası Muş’tur, yolu yokuştur

Giden gelmiyor acep ne iştir?

Kışlanın önünde çalınır sazlar

Ayağım yalınayak yüreğim sızlar

Yemene gidene ağlasın kızlar

Ano Yemen’dir gülü çemendir

Giden gelmiyor acep nedendir?

Burası Muş’tur, yolu yokuştur

Giden gelmiyor acep ne iştir?

Kışlanın önünde redif sesi var

Açın çantasını bakın nesi var

Bir çift potin ile bir de fesi var

Ano Yemen’dir gülü çemendir

Giden gelmiyor acep nedendir?

Burası Muş’tur, yolu yokuştur

Giden gelmiyor acep ne iştir?

           Ayrıca, 1961 yılında Mustafa GECEYATMAZ, Fikret OTYAM, ve Teknisyen  Mücahit KÜÇÜKBARAN’DAN oluşan ikinci bir grupta derleme çalışması yapmıştır.

           Bu iki grup ve daha sonra gelen başka gruplar; Muş Ovası, Güllü Hamam,  Kalenin Bedenleri, Değirmenin Bendine, Dağlarda Meşelerde, Evleri Var Hane  Hane, Muş’un Etrafında Atlı Gezerem, Kınayı Getir Ane, Oy Nayim Nayim, Atım  Atım Kır Atım, Garşıda Gıza Gurban,Şirazdır yar Şirazdır gibi türküleri  derlemişler ve TRT repertuarına katmışlardır.

            (Bu türkülerden de “ Kınayı Getir  Ana”yı İzzet ALTINMEŞE el çabukluğu marifet diyerek Diyarbakır türküsü haline  sokarken “Güllü Hamam” da bir an da Urfa türküsü oluverdi. Eminim bunda Mehmet  ÖZBEK’in tıpkı Muş’u Huş ederken yürüttüğü gibi derin ilmi! Çalışmalarının  büyük katkısı olmuştur.)

           Hatta zaman zaman Muş’un Kurtuluşuna denk gelen günlerde bu Türküler TRT  sanatçıları tarafından seslendirilip Muş Türküleri adı altında yayınlanırdı. 

Yukarıdaki derleme öyküsünün ardından gelelim türkünün edebi incelemesine

 

Edebi İnceleme

           Türkünün Orijinal metni

           Öncelikle eserin anonim olduğunu hatırlayalım. Anonim eser şu özellikleri  taşır:

           Yazarı belli değildir.

           Yazıldığı zaman belli değildir.

           Eser farklı yörelerde farklı kelimelerle söylenebilir.

           Anonim eserler Türk milletinin ortak malıdır. Ancak, derlendikleri  bölgenin adıyla anılırlar. Ör: Muş Yöresinden derlenen bir Türkü gibi.

           Anonim eserlerin sözlerinde ve bestesinde değişiklik yapma hakkı kimsede  yoktur. Çünkü bu eserlerin sahibi Türk milletidir.

           Bu bilgilerin ışığında hareket ettiğimiz zaman Türkünün orijinal halinin  zaman zaman sanatçılar tarafından değiştirilmiş olduğunu ve ortada farklı metinlerin  olduğu görülüyor. Mesela Prof Dr. Şükrü Elçin’in 1986 tarihinde basılan “Halk  Edebiyatına Giriş” adlı eserinde Türkü şu şekliyle yayınlamış:

Havada Bulut Yok

Havada bulut yok bu ne dumandır

Mahlede ölen yok bu ne figandır

Adı yemendir gülü çemendir

Giden gelmiyor acep nedendir.

Burası Muş’tur yolu yokuştur

Giden gelmiyor acep nedendir.

Kışlanın önünde redif sesi var

Bakın çantasında acep nesi var

Bir çift kundurayla bir de fesi var

Adı Yemen’dir gülü çemendir

Giden gelmiyor acep nedendir

Burası Muş’tur yolu yokuştur

Giden gelmiyor acep nedendir.

              Sayın Şükrü Elçin’in şiirin orijinal metninden bir mısrayı atladığını  görüyoruz. Bu da “ Bu Yemen elleri ne de yamandır” mısrasıdır. Bunu atlayınca  şiirin ilk dörtlükten sonra şekil bakımından bozulduğunu görüyoruz.

              Orijinal metinde şiirin üçlüklerden sonra nakaratlardan oluştuğu  görülüyor: 

              ___________

              ___________

              ___________

              Nakarat

              Nakarat

              Nakarat

              Nakarat

              Oysa Şükrü Elçin’in ilk bölüm dörtlük ikinci bölüm ise üçlükle yapılmış  bunun sebebi şiirden çıkarılan bir mısradır. Ayrıca Şükrü Elçin’in eserinde  orijinal metinde bulunan bir bölümde alınmamıştır.

              Şiirin Ölçüsü üçlükler 11’li hece ölçüsü 6+5 duraklıdır. Nakarat  kısımları ise 10’lu hece ölçüsü ve 5+5 duraklıdır.
 
              Kafiye bakımından incelendiğinde de Şükrü Elçin’in metninde nakarat  kısmında yanlışlık olduğu ortadadır.

Burası Muş’tur yolu yokuştur

Giden gelmiyor acep nedendir

Mısralarında yokuştur ile nedendir arasında hiçbir kafiye yoktur.

Oysa orijinal metindeki,

Burası Muş’tur, yolu yokuştur

Giden gelmiyor acep ne iştir ?

           Mısralarında yokuş ve iş kelimeleri arasında iş ve –uş arasında tam  kafiye vardır ayrıca anlam ve ahenk açısından daha uyumludur.

           Prof. Şükrü Elçin’in metni yine de doğruya en yakın metinler arasında  gösterilebilir. Gerçek bir ilim adamı olan Sayın Şükrü Elçin türküyü bu şekilde  tespit ederek yayınlamıştır.

           Oysa bilhassa İnternet üzerinde yaptığım taramalarda öyle çok  yanlışlıklarla karşılaştım ki çoğu inanılmazdı. Üstelik bir tanesi Kaynak  kişinin adını ve repertuar numarasını ve türkünün hemen hemen orijinal metnini  vermiş ancak nasıl olmuşsa bütün Muş’lar Huş’a dönüşmüş. Doğrusu TRT repertuarında bu değişikliğin yapıldığına ilmen inanamam. Bu düpedüz sahtekârlık olur.

           1967 yılında yayınlanan Sayın Osman ATTİLÂ’ya ait olan bir antoloji ise  türküyü şu şekliyle tespit etmiş.

Havada Bulut Yok

Havada bulut yok bu ne dumandır

Mahallede ölen yok bu ne figandır

Adı yemendir gülü çemendir

Giden gelmiyor acep nedendir

Burası Muş’tur yolu yokuştur

Giden gelmiyor acep ne iştir.

Kışlanın önünde redif sesi var

Bakın çantasına acep nesi var

Bir çift kundurayla bir de fesi var

Burası Muş’tur yolu yokuştur

Giden gelmiyor acep ne iştir.

           Görüldüğü gibi günümüzden otuzbeş sene önce yayınlanan antolojideki  tespit de sayın Şükrü Elçin’in tespitinden birkaç İstanbul ağzına çevirme  gayreti dışında farksızdır. Bu örnekte de birinci kıtanın üçüncü mısrası  yoktur. Bu da üçüncü mısranın Muş yöresine has olduğu sonucunu düşündürebilir.  Bu mısra ile şiirin şekil bakımından tamamlandığını düşünürsek türkünün şekil  bakımından Muş’ta tamamlandığı sonucu çıkar.

           Ruhi SU İnternet sitesinde türküyü adını ve şekil özelliklerin  değiştirerek aşağıdaki şekilde yayınlamış:

Yemen Türküsü

Havada bulut yook,

Bu ne dumandır,

Mahlede ölen yook,

Bu ne figandır...

Şu Yemen Elleri,

Ne de yavandır.

A bu, Yemen'dir

Gülü çemendir

Giden gelmiyor,

Acep nedendir..?

Burası Muş'tur,

Yolu yokuştur,

Giden gelmiyor,

Acep ne iştir..?

Kışlanın önünde

Asker sesi var..

Bakın çantasında

Acep nesi var..?

Bir çift kundurayla,

Bir de fesi var...

A bu, Yemen'dir

Gülü çemendir

Giden gelmiyor,

Acep nedendir..?

Burası Muştur

Yolu yokuştur,

Giden gelmiyor

Acep ne iştir..?

Burası Muştur

Yolu yokuştur,

Giden gelmiyor,

Acep ne iştir..?

            Sayın Ruhi SU üçüncü  mısrayı yanlış da olsa (yaman-yavan) tespit ediyor ancak şiiri durak  noktalarından bölerek şekil bakımından şiirin tamamen yanlış düzenlendiği  inancını uyandıracak bir sonuca sebep oluyor. Ama Türkünün orijinal hali  (yaman-yavan, redif-asker, Ano- a bu dışında) fazla değişikliğe uğratılmamış ve  Muş, Huş edilmemiş.

            TRT  repertuar dairesinden türkünün orjinal metnini istediğimde  bana şunu  gönderdiler:

Havada Bulut Yok

Yöre                 : MUŞ

Kaynak Kişi   : Düriye  Keskin

Derleyen         : Muzaffer  SARISÖZEN

havada bulut yok bu ne dumandır

mehlede ölüm yok bu ne şivandır

şu yemen elleri ne de yamandır



              ano yemendir gülü çemendir

              giden gelmiyor acep nedendir



şu dağın ardında redif sesi var

              varın bakın çantasında nesi var

              bir çift pabuç ile bir de fesi var



              burası huş’tur yolu yokuştur

              giden gelmiyor acep ne iştir



              kışlanın önünde çalınır sazlar

              ayağım yalnayak yüreğim sızlar

              yemen’e gidene ağlıyor kızlar



              burası huş’tur yolu yokuştur

              giden gelmiyor acep ne iştir

ŞİVAN: Ağıt, figan

              REDİF: Terhis edildikleri halde ihtiyaç  halinde yeniden askere alınan kişiler

              HUŞ: Yemen’in başkenti Sana ile Taiz  şehirleri arasındaki bir Türk kalesinin ismidir. Türkü eski Türkçe ile  yazılırken Huş’un üzerindeki nokta zamanla unutulmuş böylece HUŞ sözcüğü MUŞ  oluvermiş ve dolayısıyla da bu türkü MUŞ ile bütünleşmiştir.

           KAYNAK: TRT Müzik Dairesi Başkanlığı  Türk Halk Müziği Sözlü Eserler Antolojisi 1.cilt

            Şimdi  devletin en güvenilir kurumlarından birinde gerçeklerin nasıl çarpıtıldığını  görelim. Bir kere türkünün

  "Huş" dışındaki   bilgileri eski repertuar kayıtlarıyla aynı. Kimin marifetiyle olmuş bilemiyorum  ama  biri el çabukluğuyla Muş'u Huş etmiş. Üstelik de oldukça ilmi bir de  açıklama yapmış " efendim... Eski Türkçeyle yazılırken -h- harfinin  üstündeki nokta unutulmuş da onun için Muş, Huş olmuş.   Umarım bu bilgiyi  veren kişi eski yazı bilmiyordur. Çünkü bilmiyorsa cahilliğine, biliyorsa  sahtekârlığına vereceğim yaptığı yanlışı. Eski Türkçede üzerinde nokta olan H  harfi hı’dır. Üzerindeki noktayı yazmazsanız Ha olur. Ha harfini  m olarak  da ancak  kara cahiller okur.

            Ayıca, Türkü  derlenirken başvurulan Kaynak kişi Duriye KESKİN bu Türküyü sözlü edebiyat  geleneğinden öğrenen okuma yazması olmayan bir kişidir. Acaba bu türkü ne zaman  yazılırken böyle bir yanlışlık! Yapılmış da hangi büyük zekâ bunun farkına nasıl  varmış  ve ne zaman varmış.

            Aslında her  şey rahmetli Barış MANÇO'nun yıllar önce Yemen'e yaptığı bir gezi esnasında  gittiği Huş Kalesi için söylediği ve sadece basit bir mantık yürütmeden ibaret  olan "Burası Huş, yolu da yokuş, belki de bizim türküdeki Huş burası  olabilir." sözlerinden kaynaklandı. Sonra kendi söylediği bu söze kendi de  inandı. Asıl önemlisi yıllarca bu türküyü dinleyip içindeki Muş kelimesinden  çeşitli sebeplerden ötürü  hoşlanmayanlar da bu sözlere sıkıca sarıldılar  ve yukarıdaki yanlışlara kadar gidildi.

 

Türkünün Şekil Bakımından İncelenme

            Türkü  altı kıtadan oluşmuştur. Kıtalar üç tane üçlük ve nakaratlar ikiliklerden  oluşmuştur. Sanırım Ruhi SU’da bu nedenle şiiri duraklardan bölmüştür

Hece Ölçüsü: Üçlü kıt’alar11’li hece ölçüsüyle, diğer kıtalar 10’lu hece  ölçüsüyle yazılmıştır.

Durak: 6+5 ve 5+5 duraklıdır.

Şiirin Kafiye şeması:

a______________  dumandır

              ______________    şivandır dır’lar dır redif, -an’lar Tam  Uyak

              a______________  yamandır

              b_______________ çemendir

              b_______________ nedendir -dir’ler redif, -en’ler Tam uyak

              c_______________ yokuştur 

              c_______________ iştir -tır’lar redif, -iş’ler Tam uyak

              d______________  sesi var

              d______________   nesi var -i  var’lar redif, -es’ler Tam uyak

              d______________   fesi var

              ______________

              ______________

              ______________ Nakarat

              ______________

              e______________sazlar>

              e______________sızlar -lar’lar redif, -ız’lar Tam uyak,-z 

              e______________kızlar  yarım uyak

              ______________

              ______________

   &n

Duyurular

Tarih:2014-07-16ERASMUS EĞİTİM PROGRAMI
Tarih:2014-07-16DENEME1

Kek Tarifleri